Son 50 yıl içinde inme sıklığında azalma olmakla birlikte, inme gerek erkek ve gerekse kadınlarda en önemli ölüm sebeplerindendir. Atriyal fibrilasyon en önemli inme risk faktörlerindendir. Atriyal fibrilasyonlu hastalardaki yıllık % 4.5 ‘lik inme riski, atriyal fibrilasyonu olmayanların 4-5 katıdır ve bu risk yaş ile artmaktadır. Atriyal fibrilasyon zemininde meydana gelen inmeler, daha geniş serebral bölgeleri etkileme eğilimindedir. Atriyal fibrilasyona ek olarak DM, hipertansiyon, kalp yetersizliği, öncesinde inme ya da geçici iskemik atak anamnezi varlığında risk daha da artmaktadır. Yakın zamanda elde edilen verilere göre, yaş ve diğer risk faktörleri ne olur ise olsun, kadınlarda atriyal fibrilasyon ile oluşan risk daha da fazladır.
Daha önce yapılmış çalışmalarda, atriyal apendiks akım hızlarının yavaşlaması ve TEE’ de spontan eko kontrastı izlenmesi ile tromboembolik olay gelişiminin kolaylaştığı tesbit edilmiş olup, trombotik sürecin gelişiminin oldukça kısa sürede olduğu (24-48 saat) düşünülmektedir. Bu yüzden teorik olarak oldukça kısa süren bir atriyal fibrilasyon epizodunun da eğilim olması durumunda trombojenik hadiselere yol açabileceği iddia edilmektedir. Nitekim yakın zamanda güncellenmiş bir meta-analiz de, ister kalıcı, isterse paroksismal olsun, atriyal fibrilasyonda tromboemboli proflaksisinde oral antikoagülasyon aspirinden daha etkin bulunmuştur. Ancak bilinmektedir ki rutin klinik pratikte, paroksismal atriyal fibrilasyon mevcudiyetinde antikoagülasyon sıklıkla kesilmektedir. Bu uygulamanın temel nedeni, paroksismal atriyal fibrilasyolu hastaların klinik takibinde bazen hiç nüks olmadığının zannedilmesidir. Halbuki özellikle anti-aritmik tedavi alan hastalarda, makul ventrikül yanıtlı olmaları sebebi ile fark edilmeyen atriyal fibrilasyon atakları olduğu bilinmektedir.
“Euro Heart Survey on Atrial Fibrillation” gözlemsel çalışması, Avrupa’ daki hekimlerin atriyal fibrilasyona yaklaşımlarını ve bunun sonuçlarını saptamayı hedefleyen bir çalışmadır. Bu çalışma 4000’den fazla atriyal fibrilasyonlu hastayı ilgilendirmekte ve atriyal fibrilasyonun tipinin ne olduğu anti-trombotik tedavi seçimini etkilememesi gerektiğini göstermektedir. Tüm atriyal fibrilasyon tipleri (paroksismal, persistent, permanent) benzer sıklıkta inme riski doğurmaktadır. Dolayısıyla, atriyal fibrilasyon sebebi ile antikoagüle edelim mi etmeyelim mi kararı atriyal fibrilasyon tipine bakarak değil de, ek inme risk faktörlerinin durumuna göre verilmelidir (1,2).
KAYNAKLAR
- Nieuwlaat R, Dinh T, Olsson SB. Should we abandon the common practice of withholding oral anticoagulation inparoxysmal atrial fibrillation? European Heart Journal (2008) 29, 915–922 doi:10.1093/eurheartj/ehn101
- Stramba-Badiale M. Atrial fibrillation subtypes, risk of stroke, and antithrombotic therapy., European Heart Journal (2008) 29, 840–842 doi:10.1093/eurheartj/ehm594